
Öncelikle Antalya'daki canım annemin ve Eskişehir'deki sevgili kayınvalidem başta olmak üzere tüm annelerin ve anne adaylarının ANNELER GÜNÜ'nü kutluyorum... Ve bu pastayı onlara armağan ediyorum.

Uzun zamandır bu keki yapmayı istiyordum fakat yapılışının oldukça zama aldığını bildiğim için bir türlü fırsat bulamıyordum. Bu hafta sonu eşiminde evde olmamasını fırsat bilerek yapmaya karar verdim. Eğer zamanınız bol ve canınız sıkılıyor ise işte tam size göre bir uğraş. Tarifini Martha Stewart 'ın sitesinden aldım fakat ben kendime göre bikaç değişiklik yaptım.
Malzemeler:- 3 Yumurta
- 2,5 su bardağı süt
- 2 su bardağı un
- 1/2 su bardağı şeker
- 100 gr eritilmiş bitter çikolata
- 1 paket vanilya
- 1 çay kaşığı kabartma tozu
- 2 paket kremşanti
- 1 paket labne peynir
- çikolata sosu
Yapılışı:
Yumurta, süt, un, şeker, kabartma tozu, vanilya, çikolta mikser ile çırpılıp krep hamuru hazırlanır. Çok az yağlanmış teflon tavaya kepçe ile dökülerek mümkünolduğuncaince bir kıvamda krepler hazırlanır. Ben 20 adet krep hazırladım. Aralarına sürmek için iki paket krem şanti hazırlanır. Mikserde bir paket labne peynir eklenerek iyice çırpılır. Soğuyan kreplerin arasına bu krema sürülerek krepler üst üste dizilir. En üste hazırlanan çikolatalı sos dökülür. Üzerini süslemek için bir çay bardağı toz şekeri teflon tavada eritilir. Karamelize olduktan sonra kürdana batırılmış fındık taneleri şekere bulanır ve ters çevrilerek soğuması beklenir. Kürdanların birbirine temas etmemesine dikkat edilmelidir. Soğuduktan sonra kürdanlar çıkartılır. Kelebek içinyağlı kağıda kelebek şekli çizilir. Kağıt ters çevrilip şeklin üzerine çay kaşığı yardımıyla şeker akıtılır. Donmasını müteakip fındıklarla beraber pastanın üzerine konulur.







Malzemeler:
5-6 adet portakalın kabukları soyulur. 1 gece tuzlu suda bekletilir.(fırsat buldukça suyunu değiştiriniz) Tencereye soğuk su koyarak içine kabuklar atılır ve 5 dakika kaynatılır. Bu işlem bir kere daha tekrarlanır. Kabuklar isteğe göre dilimlenir. Kabuklar tencereye konulur ve aynı hizada su ilave edilir. 2 su bardağı şeker katılarak suyunu çekene kadar kaynatılır. Kaynamaya başladığı sırada 2-3 damla limon suyu ilave edilir. Ilıdıktan sonra toz şeker yada eritilmiş çikolata ile süslenir. Bir gün dışarıda bekletilip kurutulur.Cam kavanoza koyarak buzdolabında veya derin dondurucuda keklerinizde kullanılmak üzere saklayabilirsiniz. Tabiki şekerleme canavarlarından koruyabilirseniz.... 


Tarifi sevgili 
Ispanağın ne kadar yararlı olduğu hepimizce malum.. Sorun bu ıspanağı çocuklara yedirebilmek. Derken Sofra dergisi buna pratik bir çözüm bulmuş ve bende hemen denemeye karar verdim. Hiç ıspanak yemeyen kızım tadına bayıldı.(ıspanaklı olduğunu ona yedikten sonra söyledim) Yapılışını kolay, tadı güzel, besleyici ve çok yararlı..Haydi ne duruyorsunuz doğru mutfağa... Afiyet olsun..
YAPILIŞI:
Çaresizliğin en amansız olduğu yerdeyim şimdi ilk defa sevmenin tarif edilmez korkuları içindeyim. Uykusuz gecelerin yorgun sabahlarında seni düşünüyor ve korkularla yine sana doğru koşuyorum. Hep aynı soru düşümcemde: Ya seversem? O zaman neler olabileceğini düşünmek korkutuyor beni. İlk defa yenileceğimi anlıyorum. Karşımda kendinden emin gözlerin, dudakların, ellerin bunu söylüyor bana. Seni tanımadan önce geçen bütün yıllara lanet ediyorum. Önceleri hiç bilmediğim adını şimdi binlerce defa tekrarlıyor dudaklarım. Gün oluyor bir tablo seyredercesine mutlu heyacanlarla doluyorum karşında. Gün oluyor eski bir Yunan heykelinin ölümsüz güzelliğiyle büyülüyorsun beni. Gözlerin gözlerime takılınca güçsüzlüğüm aklıma geliyor...O zamanlar öylesine yıkılıyorum ki, bilemezsin....İnsan nasıl gökyüzüne baktığı zaman bu sonsuz evren içinde küçük ve çaresiz bir yaratık olduğunu anlarsa; güzelliğin de bana aynı şeyleri düşündürüyor. Gün oluyor mavilerde, gün oluyor kırmızılarda, gün oluyorkaralarda yaşıyorum seninle. Dudaklarından çıkan her kelime, suya bir taş atılmışcasına büyüyor içimde. Nereye gitsem kulaklarımda o yarı karanlık, çocuksu sesin. Sonra kendine has kokun; O kokuların en çıldırtıçısı, en kahredicisi... Ve gözlerin; Esmer bir akşam üstünün serin hüznünü getiren gözlerin...Görebildiğim, duyabildiğim herşey bana seni sevmeyi söylüyor. Uzaklaştıkça yaklaşıyorum sana. İşin en kötüsü, yaklaştıkça da uzaklaşmaktan korkuyorum. Belki hiçbir zaman sana seni sevdiğimi söyliyemeceğim. Ne sana, ne senden başkasına. Düşünki, çoğu zaman kendime bile söyleyemiyorum. Sanki söylediğim anda her şey bitecek ve bu emsalsiz büyü bozuluverecekmiş gibi geliyor. Bir insanın kendini aldatması ne güçtür bilirsin. Bu sevmek korkusunun altında aslında çok sevmek olduğunu biliyor, fakat anlatamıyorum. Galiba asıl korkumuz sevmek değildi....Onun arkasında gizlediğimiz sevilmemek korkusu.....Küçük küçük aldanmalarla kendimizi avutmağa çalışıyor, düştüğümüz çıkmazda bir teselli arıyoruz seninle. Belki de aynı korkular içindeyiz, birbirimizden haberimiz yok. Sevmek.... Seni alabildiğine sevmek.... Hiçbir şeyi umursamadan, bütün karanlıkları hiçe sayarak sevmek.....Tutmak ellerinden o derinlere inmek, gitmek oralara, o yerlere. Orada hep sen olmak, seniyaşamak ve olduğun yerde bile seninle sensiz olamamak... Sonra da sensiz edemediğimi, edemiyeceğimi söyleyememek sana. Sevenin sevdiğini bilmesi kadar; Sevilen de anlar sevildiğini. Sevgi her zaman belirli kelimelerle anlatılmaz. Çoğu defa bir bakış yeter de artar bile...Yer yüzünde hiç bir kuvvet seni sevme hakkımdan alıkoyamaz. Sevmek çoğu zaman var olmaktır. Ben şimdi varım ve seni sevme hakkımı kullanıyorum. Sen bile buna karşı koyamazsın. . Şimdi varsın, var olmaktan ötebir şeysin. Yokluğunu da varlığın gibi yudum yudum içeceğim.Seninle varım, seninle yok olacağım....



Hamur Malzemesi:
Meyveli Tart Üst Malzemesi:
Bundan yıllar yıllar önce bir gün eşimle beraber isimlerimizden nasıl anlamlı kelimeler oluşacağı hakkında yorumlar yaparken "ARMEDA" ismini keşfettik. Benim eşimin ve kızımın isimlerinin çok güzel bir birleşimi olmuştu.O zamanlar daha oğluşum dünyaya gelmemişdi. Eşim emekli olduktan sonra emekli maaşı ile veya piyangodan çıkacak para ile bir işyeri açarsak ismini ARMEDA koyalım diye espri yapmıştı, hiç piyango bileti almadığımız için.. Benimde çok hoşuma gitmişti bu isim..O zamanlar böyle bir sitemizin olacağı açıkcası hiç aklımın ucundan bile geçmemişti. Zaten yeni evli ve mutfak işlerinde acemi sayılırdım. İtiraf etmeliyim ki yeni doğan oğluma isim ararken bile bu uyuma dikkat etmeye çalıştık.. Yani ARMEDA'dan Arda doğdu desem yalan olmaz..
Yapılışı: Tüm malzemeler yoğurulup yumuşak bir hamur elde edilir. Hamurdan ceviz büyüklüğünde parçalar koparılıp yuvarlandıktan sonra yumurta akına batırılır. Üzerleri çok kızarmayacak şekilde pişirilir. Soğuduktan sonra reçele ve hindistan cevizine bulanır...İşte bu kadar..Afiyet olsun.. 

MALZEMELER:1 Yumurta, 100 gr tereyağ, 2 su bardağı un, 3 yemek kaşığı şeker,2 yemek kaşığı portakal suyu, 1 çay kaşığı kabartma tozu.
Milföy Yuvası: 20 adet milföy hamuru,2 yumurta, 1/2 kg süt, 3,5 çorba kaşığı irmik, 10 çorba kaşığı tozşeker, 1 çorba kaşığı tereyağı. Küçük fırın kaplarının içi tereyağ ile yağlanır, içine bir milföy yerleştirilerek dibi çukurlaştırılır. İkinci milföyün köşeleri üst üste gelmeyecek şekilde birinci milföyün üzerine yerleştirilir. Kenarlarına yumurta sarısı sürülerek fırında üzeri kızarana kadar pişirilir. Ayrı bir kapta süt, irmik, tozşeker ve tereyağı koyulaşana kadar pişirilir. Pişen milföylerin içine bu karışım konulur ve üzeri arzuya göre süslenir.



Tarif Dr.Oetker'den..
Yapılışı:

Yapılışı:
2 gün önce misafirlerim için yaptığım kurabiyeleri nasıl değerlendireceğimi düşünürken 
